Hangi sohbet masasına otursak aynı iç çekişi duyuyoruz: “Ah, nerede o eski günler, nerede o eski samimiyet, komşuluk, yeşil ve huzur…”
Geçmişe övgüler düzmek, eskiyi nostaljik bir sığınak haline getirmek insanoğlunun en kolay kaçış mekanizmalarından biridir. Ancak sürekli geçmişin güzelliklerinden bahsedip bugünün yıkımına göz yummak, geleceğe karşı işlediğimiz en büyük toplumsal suçtur. Dünü ararken bugünü göz göre göre tüketiyoruz. Peki yarın kapımızı çaldığında, gelecek nesillere hangi mirası bırakmış olacağız?
Nostalji Tuzağı ve Eylemsizlik Hastalığı
Nostalji, doğru kullanıldığında hafızayı diri tutan bir değerdir; fakat bir uyuşturucuya dönüştüğünde toplumsal bir eylemsizlik yaratır. “Eski samimiyetler kalmadı” derken yan komşumuzun yüzüne bakmıyoruz. “Eski doğa ne güzeldi” derken her geçen gün betonlaşan kentlerimize, kurutulan su kaynaklarımıza ve kirletilen toprağımıza ses çıkarmıyoruz.
Sorunu teşhis etmekte usta, çözümün parçası olmakta ise son derece isteksiz bir topluma dönüştük. Her şeyi geçmişteki kahramanlardan veya gelecekte gelecek bir kurtarıcıdan beklemek, içinde bulunduğumuz anı ve sorumluluklarımızı hiçe saymaktır.
Tüketim Çağının Ödenmeyen Borçları
Bugün yaşadığımız kentler, soluduğumuz hava ve sahip olduğumuz doğal zenginlikler bize geçmişten kalan bir mirastan ziyade, geleceğimizden aldığımız birer borçtur. Ancak biz bu borcu ödemek yerine, sanki son nesil bizmişiz gibi umursamazca tüketiyoruz.
Çevresel krizler kapımızdayken, sosyal dokumuz gün geçtikçe erirken ve ekonomik belirsizlikler yarınlarımızı ipotek altına alırken duyarsız kalmak; gelecek nesillerin hakkını gaspetmektir. Sadece geçmişle övünen ama bugüne tek bir çivi dahi çakmayan zihniyet, yarının dünyasında derin bir yıkım bırakmaya mahkûmdur.
Harekete Geçmek İçin "Şimdi"
Gelecek, temenni cümleleriyle veya eskiye duyulan özlemle inşa edilmez. Gelecek; bugün aldığımız kararlar, takındığımız tavırlar ve gösterdiğimiz cesaretle şekillenir.
Eskiye özenmeyi bırakıp bugünün sorumluluğunu üstlenmek zorundayız. Kentimize, doğamıza, insanımıza ve değerlerimize sahip çıkmak bir tercih değil, yarınlara karşı en temel borcumuzdur. Unutmayalım ki; bugün korumadığımız her değer, yarın çocuklarımızın elimizden kayıp giden geleceği olacaktır.
Geçmişi özlemeyi bir kenara bırakıp, geleceğe gururla bırakabileceğimiz bir miras inşa etmeye bugün başlamalıyız.