PusulaTrakya
PusulaTrakya
KÖŞE YAZISI

O Kapı Zilinin Sesi Sustu

Sami Pekcan Sami Pekcan Yazarın tüm yazıları
03-10-2025 10:26 2 dk okuma
Paylaş:

Mahallemiz Neden Bu Kadar Sessiz, Evimiz Neden Bu Kadar Soğuk?

Geçen hafta, Veresiye Defteri'nin mürekkebinde kaybolan güveni aramıştık. Oysa o defterin yazıldığı mahallelerde, başka bir ses daha vardı ki, onun sustuğu gün, bakkal amcanın gidişinden bile ağır oldu: Kapı zili sesi.

Hatırlar mısınız, o ziller sadece "birisi geldi" demek değildi. O ses, annemizin pencereden "kim o?" diye bağırmasına gerek bırakmadan, gelenin yakınımız, komşumuz, bir parçamız olduğunun garantisiydi. Kapıyı çalan, komşunun çocuğuydu; "Annem tuz istedi" derdi. Ya da "bir kap çorba getirdim" diyen teyzeydi. O zilin ardında, plansız, izinsiz, içten bir yakınlaşma kültürü yatıyordu.

Kaybolan "Çatkapı" Kültürü

Eski evlerde, o zilin titreşimleri evin içine kadar girer, gelenin sadece bir misafir değil, neredeyse aileden sayılan bir komşu olduğunun sinyalini verirdi. Bu, bir nevi mahallenin "sosyal kontrol mekanizmasıydı." Komşular birbirinin halini hatırını sormayı görev bilirdi. Bu samimiyet, bize yabancılaşan büyük şehirlerde en çok özlediğimiz şey haline geldi.

Ne var ki, zaman değişti. O kapı zili yerini akıllı ev sistemlerine, görüntülü diyafonlara ve en önemlisi sipariş uygulamalarının bildirim sesine bıraktı. Artık kapımızı çalanların çoğu, kim olduğumuzu bilmeyen, yüzünü dahi görmediğimiz kargo görevlileri ya da yemek kuryeleri. Yani hayatımıza sadece bir ticari işlem üzerinden dokunulmasına izin veriyoruz.

Yüksek Güvenlik, Derin Yalnızlık

Bugün evlerimiz çelik kapılar, alarmlar ve kameralarla daha güvenli. Ancak kazandığımız fiziksel güvenliğin bedelini, duygusal izolasyon ile ödüyoruz. Modern sistemler bize 'güvenlik' sunuyor, fiş, fatura ve barkodla her şeyi kayıt altına alıyor. Ama bizim kaybettiğimiz şey, Bakkal Amca’nın Veresiye Defteri gibi, şarta bağlı olmayan 'güvenin ta kendisiydi.'

O eski kapı zili, insana ait olma hissi verirdi. Acil bir durumda çalacak bir kapı, uzanacak sıcak bir el olduğunu bilmek, metropol yalnızlığının panzehiriydi. O zilin susmasıyla birlikte, biz daha zengin ama daha mesafeli kaldık.

Biliyorum, geri dönüş yok. Ama o eski zilin ruhunu yaşatmak, komşuluk kalesinin kapısını yeniden aralamak bizim elimizde. Tekrar yan komşumuza bir tabak yemek uzattığımızda, o eski günlerin kokusu, inanın, beton duvarlardan bile sızacaktır.

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, PusulaTrakya yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Sami Pekcan — Diğer Yazıları

Tümü

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.