Bizim Trakya’da sofra dediğin sadece karın doyurmak için kurulmaz be kızanım. Sofra dediğin; günün yorgunluğunu atmak, bir dilim ekmeği bölüşürken derdi tasayı dışarıda bırakmak, kahkahayla neşeyi aynı tabağa katık etmektir. Pazar sabahları fırından yeni çıkmış sıcacık ekmeğin kokusu sokağa yayılırken, komşunun tabağı boş dönmesin diye içine konan bir parça börektir Trakya’nın bereketi.
Peki ne oldu da o cıvıl cıvıl, kalabalık sofralardan bugün mutfakta yalnız başına telefona bakarak yemek yiyen insanlara dönüştük?
Kalabalık Masalardan Ekran Büyüsüne
Eskiden mutfaktan buram buram tarhana çorbasının, fırında nar gibi kızarmış böreğin kokusu yükseldi mi ev halkı masanın etrafında kenetlenirdi. "Günün nasıl geçti?" sorusu lafta kalmaz, gözlerin içine bakılarak sorulurdu. Şimdi ise masaya konan tabağın sıcaklığından çok, o yemeğin fotoğrafının sosyal medyada kaç beğeni alacağı derdine düştük.
Yemeğe başlamadan önce dua etmek ya da "afiyet olsun" demek yerini, en doğru açıdan kadrajı yakalama telaşına bıraktı. Sofranın ortasındaki o sıcak muhabbetin yerini, tabağın yanında sessizce parıldayan soğuk ekran ışıkları aldı. Yemekler sıcak ama sohbetler buz gibi...
Mutfaktaki Bereket Nereye Kaçtı?
Bizim insanımızın neşesi de sohbeti de boldur. Ama ne zaman ki ilişkilerimizi ve yaşantımızı o küçücük ekranlara sığdırmaya başladık, işte o zaman mutfaklarımızın da tadı kaçtı. Yalnızlaşan bireyler, hızlı tüketilen dondurulmuş gıdalar, "kurye gelsin de hemen yiyeyim" telaşları... Trakya’nın o meşhur "imece" ruhu, yerini kendi kabuğuna çekilmiş, yalnız mutfaklara bıraktı.
Bir arada olmanın, aynı ekmeği bölüşmenin verdiği o huzuru hiçbir "hikaye paylaşımı" ya da "beğeni sayısı" ikame edemez. Sanal alemin sahte kalabalıklarında kaybolurken, yanı başımızdaki insanın sesini duyamaz hale geldik.
Özümüze Dönme Zamanı
Trakya insanının ruhunda samimiyet vardır, sıcaklık vardır. Bizi biz yapan o güzelim sofra kültürümüzü, dijital dünyanın soğuk yalnızlığına kurban etmeyelim. Bu akşam o telefonu bir kenara bırakın. Mutfaktan yükselen kokulara, yanınızdakinin gözlerinin içine bakarak eşlik edin.
Çünkü hayat, ekran karşısında tek başımıza tükettiğimiz yemeklerde değil; sevdiklerimizle kahkahaları bölüştüğümüz o gerçek sofralarda gizli.